ankara

Yorgunum

Tarih: Pazartesi 01 Şubat 2010
Yazan: İSMET BORA BİNATLI yazar listesi e-posta :  içerik öğesi yazdır :  içerik öğesi pdf dosyasını oluştur :  içerik öğesi
Bak: Köşe Yazıları > İsmet Bora BİNATLI
Yorum(lar): 3
Görüntülenme: 179
 10.0 - 1 oy -

YORGUNUM

Yorgun akşamların hüzünlerini taşıyorum sırtımda… Yorgunum… Sebepsiz ağlamalara hazır gözlerim hevessiz bakıyor doğaya. İçimde sancılı ve sebepsiz bir özlem yükü var. Neye, kime belli değil. Yaz gününde üşüme hissim var, aksak ayaklarım yürüme isteğime direniyor, yorgunum.

Nedir ağır gelen eskiyen bedenime, yorulan beynime ve aşınmış yüreğime, bilemiyorum. Bir bilinmezlik içinde, açmazlardayım. Oturup kendimi sorgulamak, sorularıma cevap bulmak istiyorum ama başaramıyorum, yorgunum…

Tembelliğe odaklanıp sadece hayallerimi çalıştırıyorum şimdi. Enerji harcamadan bunu başarabilirsem nasıl olsa hayallerim olsun yorgunum demiyor hiç değil.

Yer demir gök bakır, diller suskun, kulaklar sağır, insanlar acımasız.

Böyle gaddar bir dünyada dost yüreğe ihtiyaç duyduğumda kapılar kilitliyse ne anlamı var duyguların. En büyük düşman kendimiziz. Bir kendimizi yaralıyoruz, kendimizi kırıyoruz aslında. Oysa hayat herkes için çok çabuk akıp gidiyor. Geride kalan tortulardan mutluluk çıkarmak kolay olmuyor aslında.

“Keşke”ler hep anlamsızdır ama “keşke” demek zorunda kalıyorsak bu kendi çaresizliğimizin ifadesidir. Öyleyse keşkelerden uzaklaşıp gerçeklerle yüzleşmemiz kaçınılmaz olmaktadır. Yorgun da olsak ya da yorgun da hissetsek bedenimizi, beyinlerimizi zinde tutmak zorundayız. Böyle yapınca da tahayyülümüze sınır koymaz ve uçsuz bucaksız âlemi kolayca dolaşıp dururuz. Düşünce âlimin çalışmasıdır, hayal eğlencesidir derler ya biz sıradan insanlar olarak, düşünceyi mutluluğa ulaşmanın bir yolu olarak kullanma fırsatını kaçırmayıp o eğlence diyarı olan hayal kurmayı da fakirin eğlencesi olarak her zaman tercih ederiz. İşte bu düşüncelerle yorgunluğumuzu bir yana bırakıp gezintimize başlarız.

Bakarsın gökyüzüne, yüzlerce yıldız görürsün. Parlak; soluk, uzak yakın… Farklı birbirinden. İçlerinden biri çeker seni, tutulursun. O en parlak olmayabilir, en yakın ya da en büyük değildir belki ama sen sahiplenirsin onu. Mutlu olursun. Bazen bir bulut örter üstünü. Daha büyük bir yıldız gölgeler onu bazen ama sen onu orada hep görürsün.

Onun orada oluşunu bilmek mutlu eder seni. Görür mutlu olursun, düşler mutlu olursun. Sen de yüreğinde bir yıldız sakla ve onu soldurma. Kendi yıldızını hep parlak tut. Onun arlığını bil ve mutlu ol.

Bazı zaman gökyüzü kapanır veya aydınlanır. Sen uzun süre yıldızını göremeyebilirsin. O zaman özlem sancısı başlar içinde. Geceler uzun ve acımasız, gündüzler çileli olur. Özlemini yüklediğin tren garında nöbet tutar, sen uzaktasın, o uzakta, yüreğin o yıldızın yanında ama sancısı senin.

Özlem bağrına vura vura nasırlaştırır yüreğini. Alıştım sanırsın; alışamazsın.
Her darbe inceltir yüreğini, hassaslaştırır. Alıştım sandığın ayrılıklar alışamadığın iç çekişler eşliğinde oyar içini. Sancılar çekersin, gerilirsin. İsyanlarda olur tüm benliğin. Ufacık bir ümit ışığı dindirir sancıyı. Yüzün gülümsemelere açılır, sevgin doruklara tırmanır, özlemin artar, kavuşma hayali sancılı bir zevk verir sana.

Özlem hayalsizliktir belki de. Her sabah uyandığında bir yüzü düşlemek, her akşam yattığında güzel bir baş gibi yastığa konduruvermek o yüzü.

Özlem dağa taşa yıldızlara bir ismi ezberletip, durmadan haykırmalarını beklemek,
Sonra vuslat ve vuslatta bile özlemi yaşamak. Bu kaos neden diye düşünüyorum ve yeniden anlıyorum ki yorgunum.

Hatıralarımı birer izci gibi sıraya dizip seyrediyorum. Kendimi bir oymakbaşı edasında geriyorum. Anlıyorum ki alev düşünce oymak beyinin gönlüne celallenir duygular. Gem vurulamaz, sınır tanımaz olur. Ruhla beden yarışır ve yorgun düşer beden. Niçin bu esaret diye düşünürüm ve anlarım ki yorgunum.

Yorgun bedenimi bırakıp tembelliğin kollarına uzanırım sırt üstü yatağıma. Sen düşersin aklıma uykularım kaçar. Gecenin karanlığında gözlerimi tavana diker ve resmini çizerim oraya. O kısım ışıklanır o anda. Gülümsersin bana gülgün gözlerinle içim aydınlanır.

Yokluğuna çare diye böyle yaşarım seni. Bazen sen inersin tavandan yanıma bazen ben yükselirim oraya. Nerede bütünleşirsek bütünleşelim, bir tek oluruz. Böylece ulaşırız sabahlara. Güneşin doğup tavandan resmini silmesiyle hep bir sonraki güne nöbet yazılırım. Kalbim bu sürgit heyecanlarla çırpınmaktan yorgun düşer. Gözkapaklarım yorgun düşer.

Şimdi yılların nasıl da çabuk geçtiğini daha iyi anlıyorum. Ne kadar sorumsuzca harcamışız, ne kadar kıymet bilmezlik etmişiz daha iyi anlıyorum.

Bir daha onaylıyorum ki, “gençler bilse, ihtiyarlar yapabilseydi yapılamayacak hiçbir iş olmazdı” özdeyişi, engin tecrübelere istinaden söylenmiş bir sözdür.

Yaşıyorken elimizdekilerin kıymetini bilir ve onu hakkıyla değerlendirirsek, yıllar geçip de yorgunum dediğimizde bile yüzümüzde tatlı bir tebessüm belirir, aç bir kasılma değil.

Bedeniniz yorgun olsa da ruhunuz ve yüreğiniz dingin, yüzleriniz gülgün olsun dilerim.

İSMET BORA BİNATLI

Yazarın diğer yazılarını görmek için tıklayın.
Köşe yazarlarımızı görmek için tıklayın.

Yorumlar





Yorum yazmak için buradan üye olun

Öğrenmeye gönül veren sitemiz birharf.net'e hoşgeldiniz!..